11 Kasım 2010 Perşembe
25 Ekim 2010 Pazartesi
hayat ne garip ya.. sanırım 17 yaşında falandım, birileri fast forward tuşuna basmış. her şey çok hızlı gelişiyo. bi bakıyosun, her bayram gidip elini öptüğün biri aniden ölüyo son kez göremiyosun bile, öte yandan aile katılan yeni fertler oluyo.sonra bi de çevrendekilerin yaşlanması.sanırım en çok da bu koyuyo ya biliyo musun..
aradan sadece 1 yıl geçiyo ama sanki insanlar o 1 yılda 10 yıl yaşlanıyolar.bakıyosun artık böyle halleri kalmamış, saçlarındaki aklar artmış, gülümsemeleri bile bi buruk. sanki o zamana kadar senindi de bi yerden sonra bi kopukluk olmuş, almış başını gitmiş.istiyosun ki enerjisi olsun yine ne bileyim eskisi gibi gülümseyebilsin, o bitkin hali olmasın ama nafile..
tabii ölümler sırayla.. bana öyle geliyo ki bi dönem gelicek ardı ardına birkaç ölüm görücem.sonra sıra yavaş yavaş bana gelecek.
..
-Ya bizim Ahmet vardı, hiç haberin var mı napıyomuş ne ediyomuş?
-O geçen ay..
muhtemelen böyle diyaloglar olucak, ne acı ya. böyle bi durumda ilk kurban ben olmak isterdim.çok bağlandığım insanlar yok çevremde yine de böyle bi şeye şahit olmak insanı moralmen çökertir.
öyle işte..benden bu kadar çok dokunaklı bi şeyler yazamadım, kusura bakmayın. ama en azından içimi döktüm rahatladım.hadi sağlıcakla kalın:)
4 Temmuz 2010 Pazar
yarı yol..
yolda kaldım:D valla bak.şu an madrid'de charmantin'de bi tren istasyonundayım.ha şu an salamanca'da yemeğimi yiyor olmalıydım o ayrı konu.nasıl olduğuna gelince baya bi aksilik çıktı ya.
önce şun söyleyeyim, münih aktarmalı geldim.ankara'dan havalandık, münih'e indik ama artık yanaşacak kapı mı yoktu yoksa başka bi şey mi vardı bilmiyorum, baya bi bekledik uçakta.sonra neyse yanaştı zart zurt.diğer uçağı 10 dakikayla kaçırmışım.ha tabi kendi suçları olduğundan yeni bi bilet verdiler.o uçak da 2 saat sonra kalktı.sonra madrid'e geldik.ohh be:D. ama o kadar da ohh be lik bi şey yokmuş, lakin benim gidebileceğim tüm tren seferleri dolmuş, tüm otobüs seferleri iptal olmuş. yaklaşık 5 saattirm bunlar için oradan oraya koşturdum:D kötü yanı ne oldu, baya bi yoruldum, geceyi nerede geçirceğimi bilmiyorum(gerçi şu an bi otel bakıyorum).iyi yanı , ilk günden heralde maksimum konuşmaya ulaştım:D ayrıyetten madrid metrosu, treni , garı benden sorulur:p:D(o derece de iddialıyım:p)
bi otel buldum ama gidip gitmemek konusunda kararsızım.bakalım.hadi sağlıcakla kalın:D
23 Haziran 2010 Çarşamba
bugün çok uyuz olduğum bi şeyden bahsedicem..xxx photography ve onların yalakaları(hatta daha doğru bi ifadeyle g.t yalayıcıları).
şimdi öncelikle bu "xxx photography" sahiplerine bakalım...
bu adamların çoğu amatör.ama nasıl amatör? yeni başlayıp makro çekiyorum ayağına çiçek böceğe abanan, 5 fotoğrafının 4'ü gün batımı olan, insanlarla iletişim kurmaktan kaçınan ve bu yüzden de hep uzaktan genelde tele objektifle(bilmeyenler için tele objektif dürbün gibi işlev görür) fotoğraf çeken insanlar.ha ben buna kızmıyorum, aynı yollardan ben de geçtim(zaten ondan bu kadar iyi biliyorum:D) eminim birçok fotoğrafçı da geçmiştir. benim kızdığım nokta böyle bi kendini bilmezlik bi marka olma çabası.hani sen ara güler olsan, ömer yağlıdere olsan tamam eyvallah:D markanın kralı ol, sana o noktada zaten ağzımı açıp da gık diyemem. ama şu durumda böyle davranmak ayıp!
anlayamadığım bi nokta da yahu sende hiç mi göz yok nizam yok! yahu o fotoğrafları nasıl öyle yükleyebiliyosun valla iyi cesaret. ben şimdi bile eğer bi yere yüklüyosam çok titizlenerek yüklüyorum.herhangi bi fotoğrafta mükemmelliği bozan en küçük bi şey varsa o fotoğraf hakkını kaybediyo benim için..
ama bu durum galiba çok genelleşti ya..hani sadece bu derece amatörler için değil tüm amatörler arasında da böyle bi şey var.geçenlerde işte giresun'dayken dayım yıllık olarak çıkan ve o yıl içindeki yerel ya da genel tüm fotoğraf yarışmalarının(türkiye'dekiler sadece) birincilerinin, mansiyon ödülü alanlarının vs fotoğraflarını gösteren bi kitap vermişti.oraya da baktım, dedim "noluyoruz???". hatta kendimden şüphe etmeye başladım, "acaba ben mi çok farklı bakıyorum" diye. çünkü fotoğrafların birçoğu rezalet:D harbi diyorum. umudum katılan fotoğrafların sayısının az olması ya da torpil.başka şekilde olmamalı.yoksa bariz s.çmışız.
neyse işte "xxx photography"'lerin durumu böyle. amatörün de amatörü olmanın ötesinde zevksizlik ama hepsine rağmen markalaşma çabası.
gelelim yalakalara.. bu konuyu aslında bi arkadaşımla da(sarper) biraz tartıştık. onun bana dediği, ben bu işlerin içinde daha fazla olduğum için tekniğini vs daha çok bildiğim için bakış açımın böyle olması. yani ben bi fotoğrafı gördüğümde seninle aynı tepkiyi vermeyebilirim diyo. düşününce adam haklı aslında. ama bunun dışında burada bahsediceğim şey.
malumunuz bu yalakaların işleyiş biçimi her yerde aynı. yaranma duygusu. mesela fotoğrafçı kızımız güzelse, malum yalaka hemen tüm fotoğrafları beğenir:D ve bu beğenme çok anlıktır, fotoğraf açılır yarım saniye geçer, artık internetin hızına göre diğer fotoğrafa geçilir(tabi kız- erkek zımbırtısı ters de olabilir).genelde böyledir. arada kaynayan fotoğraf olur her zaman ki benim de üzüldüğüm nokta budur, yoksa milletin ne yaptığı beni ilgilendirmez.
sonuç olarak durum böyle. umarım bi gün normale döner(her ne kadar inanmıyo olsam da..)
ha bi de dijital sisteme geçilmesi ve photoshop hususu var, ama o başka bi günün konusu;) bugünlük bu kadar yeter:D
21 Haziran 2010 Pazartesi
bu aralar şunu fark ettim(bu aralar dediğim sene başı aslında:D): insanlarla ilişkilerimdeki tek kıstas neredeyse samimiyet.ama nasıl samimiyet??hani davranışlarında samimiyet.atıyorum, karşımdaki adam bi şeyleri bana yaranmak için yapıyosa ya da ne biliyim benim yanımdayken farklı başka ortamda çok çok farklı(iki yüzlü gibi) davranıyosa ben o insandan soğuyorum. yapmacıklığın her türlüsü yani..
öte yandan genelde bu "soğuma" durumu istemsiz gerçekleşiyo. yani ben öyle yapmacık bi davranış hissedip de "hıı bundan uzak duriim" falan demiyorum:D kendi kendine gelişiyo sonra bi anda o insanla öyle iletişim kurasım, konuşasım gelmiyo.ya benim için, adamın kaşının gözünün çok düzgün olması önemli diil, lakin ben de öyle çok yakışıklı çok ahım şahım biri diilim.zaten herkesin bi kusuru vardır arasan. adamın benim fikirlerime karşı olması falan da önemli değil.yeter ki karşı tarafa saygı duymayı bilsin ki eşşek kadar adam olduk, bunu da becerebilelim artık bi zahmet.
neyse öyle işte bugün yine garip bi şekilde ordan oraya atladım sevgili okur, kusuruma bakma.ama az çok ne demek istediğimi anlamışsındır:)
14 Haziran 2010 Pazartesi
philip plisson..
mükemmel bi fotoğrafçı.hatta öyleki fotoğrafa bakış açımı değiştirdi, o derece! peki nedir bu abimizin esprisi?? çözebildiğim kadarıyla, hafif empresyonist bi yanı var, daha doğrusu empresyonist ressamları andırır bi yanı var.onun dışında gren kullanımı!bi fotosuna baktım, tepkim direk "has.. nası lan??".
ha bu arada ben bu adamı nerden buldum, haftasonu dayımlardaydım, orda the sea diye bi kitabı elime geçti.daha doğrusu, dayıma(kendisi de fotorafçıdır) "mont saint michel'e gitmiş miydin?" diye sordum, sonra laf lafı açtı falan nihayetinde kitapla buluştum:D
neyse işte sonuç olarak adam baya bi ufkumu açtı diyebilirim.benim estetik anlayışım biraz katıdır, "sanat için sanat" der gibidir bi açıdan.çocukken yaptığım legolar, mimarlık özentisi çizimlerim, yazdığım şarkılar, çektiğim fotoğraflar hepsi bu görüş içinde hapsolmuştu.şimdi sanırım biraz daha boyut kazandılar..
öyle işte sevgili okur(gerçi bilmiyorum okunur mu okunmaz mı) sıkılmış olabilirsin, ama mont saint michel'e mutlaka bak, ne bilim hayran kal bizde niye böyle yerler yok falan de.philip plisson'a da bakacaksan, internetten bakma lakin çoğu fotosunu bulamadım, the sea'yi görürsen saldır:D
görüşmek üzere;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)